Gitar ve ekipmanları yapımı

 
Kullanıcı avatarı
Sinan Güngörer
Yeni Kullanıcı
Başlık Yazar
Mesajlar: 5
Kayıt: 23 Oca 2017, 10:55

Kayıt Sistemi (Genel)

30 Tem 2017, 17:43

Herkese merhaba! 

Sizlere, bu yazımda, sıfırdan başlayarak, "Kayıt" hakkında bilgiler vermeye çalışacağım. Ancak, alaylı yetişen biri olarak, teknik yerine sohbet havasında bir üslupla, mevzuyu anlaşılır bir şekilde aktarmayı deneyeceğim.

İşbu içeriğin akademik bir yanı olmamasından ötürü, içeriğin niteliği daha çok “ben bu işi nasıl algılıyor ve uyguluyorum” şeklinde açıklanabilir!

Kayıt denen hadisenin gerçekleşmesi için altı şey gereklidir:

1 - Kendi kulaklarınız. Kayıt, miks ve mastering aşamalarında tek referansınız: Kulaklarınız. Sadece sizin kulaklarınız, başkalarının değil!.. Bunu kas geliştirir gibi geliştirmelisiniz!

Yaptığınız işten siz tatmin olmalısınız, siz tatmin olduğunuz sürece başkaları da olacaktır. Elbette başkalarının fikirlerine de  önem verin, ancak bunları olduğu gibi değil, belirli süzgeçlerden geçirerek gerekli olan kısımlarını ayırıp öyle algılayın. Farklı kişilerden gelen yorumlar, hatalı, yanlı olabilir ancak her zaman kulaklarınız size en doğrusunu söyleyecektir.

2 - Kayıt edilecek ses kaynağı. (Şarkı söyleyen ya da enstrüman çalan biri veya doğadan bir ses; yağmur, fırtına, hayvan sesleri vs...)

Havayı titreştiren her şey! Duyulur titreşimler olması tercih edilir.

3 - Üzerine sesin kaydedileceği varlık. (Teyp, bilgisayar vs…)

Kayıt, herhangi bir kayıt cihazına yapılabilir. Tabi ki, son teknoloji dijital kayıt sistemleri en hızlı çalışabileceğiniz ortamı sunar. Ama farklı kayıt teknolojilerinin kayda etkisi de çoktur. Örneğin, daha çok 70-80’li yıllarda kullanılmış kaset bandına yapılan kayıtların, bant malzemesinin etkisinden dolayı ortaya çıkan sıcak ve ‘punchy’ (yumruklayan, gövdeli) sound’u yakalamk da halen günümüzde de bir seçenek.

4 - Bu kaydı dinleyecek olan varlıklar. (İnsan!)

5 - İkinci maddede yer alan varlığın üçüncü maddedekine ulaştıracak ara birim: (mikrofondan kabloya, pre-amfilerden ses kartına, mikserlerden akla hayale gelmeyecek onlarca seçeneklere vs…)

6 - Bu kayıdı üçüncü maddedeki varlıktan dördüncü maddedekine taşıyacak varlık. Yani kayıdı harmanlamak (mikslemek) ve dinlenebilir güce ulaştırmak (mastering) için gerekli donanımlar (cihazlar) ya da yazılımlar! (mikserler, DAW denilen bilgisayar yazılımları)

Kafalar karıştı mı? O zaman şeklimizi inceleyelim.

Resim


Görüldüğü üzere, mevzu kaynaklardan alınan kayıtları tek potada eritip ihtiyaç sahibine ‘pas atmak’tan ibaret.

Söz konusu kayıt sisteminin profesyonel olarak kabul edilebilmesi için bu işten para kazanıyor olunması yeterli. Yani, kullandığınız kayıt sisteminin ne kadar pahalı olduğuna değil, size para kazandırıp kazandırmadığına bakarak o sistemin profesyonel olup olmadığına karar verilebilir. Öyle milyonluk cihazlara gerek duymadan da çok rahat profesyonel bir kayıt sistemine sahip olabilirsiniz.

Sinyal

Sinyal Yönleri

Her şeyden önce bilinmesi önem arz eden mesele; sinyal yönleri. Burada teknik olarak sıkıcı bir şeyden bahsetmeyeceğim.

Kayıt amaçlı olarak kullandığımız cihazların tamamında (…ki buna elektro gitar vs de dahil) kullandığımız bağlantı kablolarının üzerindeki sesin nereden nereye hareket ettiği meselesi çok önemli bir konu.

Yani, ‘gitarımı amfinin çıkışına taktım’ gibi kafa karıştıran bir cümle ile karşılaştığınızda ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaksınız. Bu söylemle ilk karşılaştığımda kalbimin kısa bir süre durduğunu hissettim. Ancak uzun çabalar sonucunda anladım ki gitar, amfinin girişine bağlanmış. Oh deyip, derin bir nefes aldım.

Resim

Sinyal yollarını anlamak, kayıt sisteminde akan derelerin yönünü bilmek, olayın geneline hakim olmanız için en önemli mevzudur.

Kayıt sisteminin üstünde hakimiyet kurmalısınız! Bunun için de sesin nereden nereye nasıl taşındığını iyi bilmelisiniz!

Mesela, söz konusu bir elektro gitar ise, gitar ses kaynağıdır. Gitarı bir göl gibi düşünün ve sesin oradan bir dere gibi dışarı aktığını kafanızda canlandırın. Bu enstrümandan çıkan ses, dere gibi akarak gitar amfisine dolacaktır. Bu yüzden de bildiğiniz gibi, amfinin ‘girişi’ne gitarı bağlarız. Amfinin çıkışına ise kabin, yani amfinin hoparlör düzeneği bağlanır.

Sesin yönüne göre, bir cihazın üzerindeki bağlantı noktaları ya ‘giriş’ (input) ya da ‘çıkış’ (output) adını alır. Ve koşullar ne olursa olsun ses çıkıştan çıkıp girişten giriverir.

Bu noktada gitar, amfi ve kabin arasında adeta organik bir bağ oluşur. Devre aslında geniş bir loop (devinim) oluşturarak devreyi tamamlar. Gitar amfisine bağlanan gitar, amfi ve kabiniyle birlikte komple bir cihaz haline gelir. Gitar amfisiz, amfi gitarsız, yarım devredir. Gitar ve bağlı olduğu amfi artık ses kaynağıdır!

Sinyal Türleri olarak Analog ve Sayısal

Analog (elektrik akımı) ve Digital (sayısal) sinyal türlerini mutlaka çok iyi tanımalısınız.

Bir kayıt sistemini oluşturan tüm elemanların aralarındaki ya da kendi içlerindeki sinyal iletişiminin icat edilmiş, şimdilik iki türüdür bunlar.

Analog Sinyal

Basitçe anlatmak gerekirse, -…ki uzmanlığım olmadığı için zaten teorik anlatamayacağım- analog sinyal, iletken maddelerin üzerinde taşınabilen elektrik akımına denir.

Yine, elimizde bir elektro gitar olduğunu düşünün: Bu gitarın sesi, gitarın üzerinde yer alan ses çıkışından değişken akımlar olarak hareket ederek çıkmaktadır. Bu elektrik akımıdır ve analog sinyaldir.

Ben bu aşamada yine akan bir dere düşünürüm. Ancak ses oluşmamışken derenin akmadığını, oluştuğunda ise ses dalgalarını derenin dalgaları olarak kafamda şekillendirip akmaya başladığını hayal ederim.

Yani siz tele vurduğunuzda oluşan tel titreşimi, manyetikler aracılığıyla, iletken kablo üzerinden taşınabilecek elektrik sinyallerine dönüştürülmektedir.

Bu şekildeki ses taşıma durumundaki sinyalin türü analog’tur!

Dijital Sinyal

Zaman zaman iki cihaz arası iletişimde de kullanılabilse de, büyük oranda, bilgisayar ortamındaki sinyal ‘dereleridir’. Burada bahsettiğim bilgisayar, bildiğimiz anlamda bilgisayarları da kapsadığı gibi, küçük ya da büyük ebatlı, içinde işlemci ya da yazılım kapsayan akıllı cihazları da kapsar. (tabletler, cep telefonları, küçük kayıt yapmaya adanmış cihazlar)

Evet; ses bilgisayar ortamına geçtiğinde de tıpkı birbirine kablolarla bağlanmış cihazlarda olduğu gibi, bilgisayar içinde de sesin hareket ettiği dereler mevcuttur. Bu sinyal yollarının detaylarına DAW adı verilen müzik prodüksiyonu yapmaya yarayan yazılımlardan bahsederken değineceğiz.

Dijital Sinyalin analogtan farkı, ses dalgalarının voltaj ile değil de sayı dizileri halinde aktarılmasıdır.

Dijital Sinyalin duyulabilmesi için mutlaka ‘Analog Sinyal’e dönüştürülmesi gerekir.

Bu son yazdığımı bazen cama çıkıp haykırmak istiyorum. Bu, öyle atlanan bir mevzu ki, bir çok profesyonel müzisyenle bile anlaşmakta sıkıntı çekmemize yol açıyor! Lütfen, dikkat! :)

Sinyal Dönüştürme (Analog’tan Dijital’e ve Dijitale’den Analog’a)

Bu işlerin içindeyseniz biliyorsunuzdur ancak yeni başlıyorsanız uyarıyorum: En çok karşılaşacağınız konulardan biri bu olacak. Dönüştürücüler (Converters)

...Ve bu öyle bir sektör ki, kafayı yersiniz! Dönüştürücüler, sinyali bir türden öbürüne çevirir. Envayi çeşit dönüştürücü vardır. Kimileri bir araba parasınayken en ucuzunu da bir kaç yüz dolara rahatlıkla alabilirsiniz.

Sonuçta, dönüştürücü denilen hadise çok basit. Ancak nerelerde bulunur bu dönüştürücüler?

Evet, geldik zurnanın zırt dediği yere: Dönüştürücüler, sinyalin dönüştürülmesine ihtiyaç duyulduğu her yerdedir! Sinyalin dönüştürülmesi ihtiyacı doğuyorsa, o noktada mecra değişiyordur! Çünkü artık ses sinyali, analog’ta olduğu gibi akım olarak değil, dönüştürülmesinden itibaren sayı dizileri halinde mevcudiyetini sürdürmeye devam ederler.

Örneğin bir gitar pedalı, ses kaynağını şekillendirmeye yarayan bir efekt cihazıdır. Bu cihaz tamamı elektronik devrelerden oluşsa bile, bir aşamada sesi dönüştürüp sayısal işlemden geçirmeye ihtiyaç duyuyor olabilir, neden? Belki düşük maliyetle kaliteyi artırmak için!.. Çoğu zaman da, daha maharetli, seçenekler sunan, geniş kapsamlı bir ürün sunmak için.

Dijital efekt cihazına varan analog sinyal, bu noktadan sonra, işlenmek üzere sayısal verilere dönüştürülmesini ‘fotoğraf çekmek’ olarak kafamızda canlandırabilirz.

Hatta, cep telefonunuza çektiğiniz bir video üzerinden konuşmak, mevzuyu anlatmamızı kolaylaştıracaktır.

Yaptığınız video çekimini seyrederken gördüğünüz, arka arkaya gösterilen fotoğraf kareleridir! Örneğin saniyede 30 kare arka arkaya gösterilmektedir. Gözün hareketi algılaması için saniyede 30 kare gayet yeterlidir.

Aynı durum kulak için saniyede 44100 kareden ibaret ‘ses fotoğrafları’ olarak tarif edilebilir. Yani sayısal ortama geçen ses, elektrik akımlarından oluşan analog sinyalinin, saniyede 44100 tane çekilmiş fotoğraflarıdır!

Ses kaydının kalitesi, video kaydında kullanılan mercek ve görüntünün algılandığı sensöre bağlı olduğu gibi, değişik faktörlere bağlıdır. İşte video çekimindeki ‘sensör’, ses kaydındaki ‘dönüştürücü’ye denk gelmektedir.

Analog ses aslında sonsuz sayıda bile bölünerek ‘fotoğraflandırılabilir’. Ancak en az 44100 dilim (kek dilimi gibi) yeterli görülmüş. Daha yükseği de mevcut ama hiç o mevzulara girmeyelim. Boğulmayalım.

Velhasıl Kelam

Sinyalin yönü, nereden nereye, nasıl taşındığı ve gerektiğinde nasıl dönüştürüldüğünü anlattım. 

Üzerinde çalıştığınız kayıt sisteminde ses nereden nereye nasıl aktığının ve nerelerde dönüştürüldüğünün haritasını kafanızda net canlandırabiliyorsanız, geriye artık sadece sanat yapmak kalır: Zaman kaybetmezsiniz!

Ses Kaynakları

Madde

En önemli ses kaynağımız maddedir. Madde, katı, sıvı ya da gaz olarak bulunur.

Mikrofon denilen cihaz, maddenin titreşimini analog sinyallere dönüştürür. Tabi ki o maddeyi titreştiren faktör, bir enstrüman, insan sesi veya başka bir varlıktan çıkan bir sestir.

Ama o sesin kulaklarımıza ya da bir mikrofona ulaşması hava denilen ve gaz halinde bulunan maddenin iletimiyle gerçekleşmektedir.

Bu defa, yukarıdaki analog sinyal mevzusunda bahsettiğim gibi, maddenin titreşimini yine bir dere olarak düşünebiliriz.

Aslında bir aleve de benzetebiliriz, ama dereyle başladık, oradan yürüyelim.

Hava titreşimini elektrik akımına çevirerek, sesin taşınmasını sağlayan cihaza genel olarak mikrofon diyebiliriz: Keza, elektro gitar üzerinde bulunan manyetikler de bir nevi mikrofondur!

Ağzınızı gitar manyetiklerine yaklaştırıp şarkı söylediğinizde sesin boğuk da olsa duyulabildiğine tanık olabilirsiniz.

Havada olduğu gibi, katı cisimlerin üzerinde hareket eden ses dalgalarını da yakalamaya yarayan mikrofonlar da bulunmaktadır. Bunlar; akustik enstrümanların üzerine yapıştırılan ve ‘piezzo’ adı verilen ‘mikrofon’lardır.

Ses Oluşturucular (Ses Sentezleyiciler)

Ses üretmeye yarayan cihazlardır. Bunlara verebileceğimiz en güzel örnek, günlük hayatta çok sık kullandığımız kapı zilleridir.

Kapı zili, elektrik akımına maruz kaldığı anda, bu akımı bir şekilde kulağa ahenkli gelebilecek bir sese dönüştürmeye yarayan en basit ses sentezleyisicidir.

Çok eski zillerde kullanılan yöntem: Elektron mıknatısın bir kolu hareket ettirerek, o kolun ucunun metal bir zile (bisiklet zili gibi) seri bir şekilde çarparak ses dalgaları oluşturmasıdır: ‘Zrrrrrrrrrr!’

Resim


Daha sonra ortaya çıkan, gelişmiş örneklerden, örneğin kuş sesi şeklinde çalan kapı zilleri, elektrik akımını işleyerek mantıklı birer analog sinyaller serisine dönüştürüp, hoparlör aracılığıyla ses dalgaları oluşturması yöntemiyle çalışmaktadır. Bu da bildiğimiz ‘analog synthesizer’ın en basit ve en sık rastlanan örneğidir.

Uzun lafın kısası, elinizde mucizevi bir kapalı kutu halinde bir cihaz olduğunu düşünün: Bu cihaz size, ona hükmetmeniz için gereken bir arabirimle, ondan bir ses üretilebilmesini ve bu sesi duyulacak halde iletilebilmesini sağlama imkanı sunuyor.

Tabi ki bu cihazlar bir kapı ziline göre çok daha kapsamlı imkanlar sunuyor. Kapı zilinin, tek bir düğme ile tetiklenen ve hiç bir ayarı olmadan da ihtiyacı rahatlıkla karşılayan bir enstrüman olduğunu düşünürseniz, modern ses sentezleyicilerinin (analog ya da digital synthesizers) bunlara göre uzay mekiği kadar karmaşık bir teknolojiye sahip olduğunu söyleyebilirsiniz.

Ses Oluşturucuların (Synthesizers) Türleri

Bu cihazlar da yine analog ve dijital olmak üzere iki farklı şekilde ortaya çıktığı gibi yarı analog yarı dijital (hibrit) şekilde bulunanları da mevcuttur.

Bu defa, ses iletimi şekliyle değil, sesin cihaz içinde hangi yöntemle işlendiğine bağlı olarak değişkenlik gösterir.

Kafalar karışmayacaksa belirtmek isterim ki, aslında mikrofon da bu sınıfa giren bir ses oluşturucudur. Çünkü, mikrofon diyaframının titremesine yol açan ses, bu aşamadan sonra farklı bir şekle bürünüp, yani filtrelenip iletilmek üzere hazırlanır. Sadece, sesi oluşturmaktaki durumu, sesi sıfırdan oluşturan cihazlardan farklıdır. Kapı zili, sesi sıfırdan oluşturan çok kabiliyetli bir cihazdır. Mikrofon ise sesi oluşturabilmek için dışarıdan gelen bir ses dalgasına ihtiyaç duymaktadır.

Bu mantıkla, ses üretmek için kullanılan her cihazın ses kaynağı olduğunu söylemek mümkün. Buna basit bir kabloyu bile örnek gösterebiliriz. Bir gitar amfisine bağlı gitar jack’ını gitara bağlamadan, ucuna (jack’ın tip denilen bölgesi) parmağınızla dokunun. ‘Vınlama’ şeklinde tabir edilebilecek bir ses çıkacaktır. Bu sesi gitar wah’ına bağlayın ve ritmik bir şekilde müziğinizin içine kaydedin, yine çok basit bir ses kaynağıyla çok farklı bir sonuç elde ettiniz. Aklımıza gelmeyen kim bilir ne yöntemler vardır.

Ses sentezleyiciler (Synthesizer’lar) sesi yaratmak için, dışarıdan gelen bir ses dalgasına ihtiyaç duymayabilirler. Çünkü bu cihazların içinde ses dalgaları üreten elektronik devre elemanları bulunur. Bunlara osilatör (oscilator) deriz.

Analog Ses Sentezleyiciler

Bu cihazlar, resmen kendi içlerinde sıfırdan bir ses yaratırlar. Aslında pek de sıfırdan sayılmaz elbet. Bu sesi yaratmak için bir elektrik akımına ihtiyaç duyarlar. Bu akımı alır, eğip büküp ortaya bir ses çıkartır. Bu ses çok basit, dümdüz bir ‘biiiiiiiiiiip!’ olabilir.

Çok basitçe anlatmak gerekirse, ufacık bir devre düşünün. Bu devreye belli bir akım uygulandığında, o devre dışarıya dümdüz bir ses gönderiyor.

Geriye bu sesi, eğip bükerek, şekillendirmek kalıyor.

Tüm bu ses oluşturma işlemi, baştan sona, elektronik devre elemanlarıyla gerçekleştiriliyorsa o ses sentezleyici ANALOG’tur!

Nedir bu analog merakı!? Analog iyidir! Çünkü analog üretilen ve iletilen ses, capcanlıdır! Gerçektir! Çünkü bir anlamda tesadüfidir. Bir ses sinyalinin olabilecek en güzel halidir. Bu aşamada sesin kalitesi, oluşumunda ve iletiminde kullanılan cihaz ve malzemelerin kalitesiyle doğru orantılıdır. Ancak dijital ortama geçiş yapıldığında ses en ağır darbeyi yemiştir. Analog’tan dijitale dönüşüm ne kadar başarılı olabilmiştir? Canlılığını ne kadar koruyabilmiştir? Tatmin edici midir. Cevabı kulaklarınız verecektir, başka biri değil!

Dijital Ses Oluşturucular (Digital Synthesizers)

Karşılaştırıldığında, analog ses sentezleyicilere nazaran çok daha kabiliyetli ve acayip diye nitelendirilebilecek özellikleri barındıran bu cihazlar, ses oluşturma işlemini kendi içlerindeki yazılımlar aracılığıyla, sesin sayı dizileri halini işleyerek gerçekleştiren cihazlardır. Bu cihazlar Analog cihazların asla gerçekleştiremeyeceği sesleri de oluşturabilmektedirler.

Analog sentezleyicilerle, çok basit sesleri işleyerek, çok yalın, düz sesler oluşturulurken, dijital sentezleyicilerle, akustik sesleri de birebir taklit edebilecek gerçeklikte ve yaratıcılığın sonsuz ihtimalle desteklenebileceği fantastik ortamlar sunulabilmektedir.

ses örnekleri 1

Yukarıdaki örneklerde, analog bir sentezleyici ile yapılmış bir prodüksiyona karşılık, dijital sentezleyici ile neler yapılabileceğinin karşılaştırmasını yapabilirsiniz.

Analog sentezleyicilerin, müzik sektörüne girmesi, dijital sentezleyicilerden çok daha önce olduğundan, alışılagelmiş seslerin en mükemmel hallerine ulaşmanın en iyi yolu yine analog sentezleyici kullanmaktır. Dijital sentezleyiciler ise analog’un sağladığı gerçeklikten bir miktar feragat edip ancak çok daha hızlı ve esnek sonuçlar alınabilmesini sağlayan ortamlardır.

Analog sentezleyiciler sadece elektronik devre elemanlarıyla üretilmiş cihazlardır. Dijital sentezleyiciler ise yine görüntü olarak analog sentezleyicilere benzer cihazlar şeklinde karşımıza çıkabileceği gibi, bilgisayar yazılımı olarak da bulunabilmektedirler. (Software Instruments).

Velhasıl Kelam

Ses kaynaklarımız, madde titreşimi ve sentezleyicilerden ibarettir. Var mı dahası? Yok! Çok basit değil mi? Kafa karıştırmaya gerek yok.

Elinizdeki gitarın tellerinin titreşimini algılayan mikrofon, o gitarın manyetiğidir. Akustik bir enstrümanın yarattığı madde titreşimini algılayan mikrofonlar gibi… Ayrıca, kendi içinde ses yaratan kutular var, bunlara da ses sentezleyici diyoruz. Aslında mikrofonda dışarıdan aldığı titreşimin yardımıyla kendi içinde ses üreten bir ses sentezleyicidir.

Bu cihazların hepsi, istisnasız, (dijital ses sentezleyicileri bile) çıkışlarından analog sinyal gönderirler.

Kimi ses sentezleyicilerinin dijital ses iletimi opsiyonu bulunmaktadır. Ama boğulmamak için bunlara sonra geliriz.

Ses kaynaklarını ve bu kaynaklardan seslerin nasıl iletildiği ve gerektiğinde nasıl ve neden dönüştürüldüğü konusu bunlardan ibaret.

Gelelim bu sesleri şekillendirmeye!

Sesin Şekillendirilmesi (Efektler)

Hayır! Size hemen efekt cihazlarından bahsetmeyeceğim. Çünkü efekte verilebilecek çok daha güzel, günlük hayatta sıkça rastladığımızdan çok daha aşina olduğumuz örnekler mevcut. Öncelikle bunları tanıyalım!  

Ambians efekti!

Yani ses kaynağının bulunduğu ambiansın sese yaptığı etki: Titreşen madde, ona değen diğer maddeleri titreştirir. Basitçe, gitar teli titrediğinde gitarın sapını ve gövdesini titretir ve bitmedi: Elbet tüm bunların hepsi nihayet havayı titreştirip, adeta denizde oluşan dalgalar gibi, her yöne yayılan bir ses dalgaları oluşturur. Ve bu ses dalgaları en sonunda bir yüzeye çarpıp geri dönebilir.

Odayı bir göl gibi düşünün ve ortasında titreyen bir şey olduğunu hayal edin. Oluşan dalgaların sahile ulaştığında çarpıp geri dönmesini düşünün. Giden dalgalarla geri dönenler de çarpışacağı gibi, geri dönen dalgaların bir kısmının da sesi algılayan varlığın (insan kulağı ya da mikrofon) üzerine ulaşması da kaçınılmazdır.

Yani, odanın içindeki ses kaynağı mikrofona sadece orijinal sesin kendisi olarak değil, o ses kaynağının odada bulunan katı maddelerden sekerek geri dönmesi sonucu sesin değişmiş kopyaları olarak defalarca kere kulağa veya mikrofona ulaşması durumu söz konusudur.
İki kulağa ve güçlü bir beyne sahip ses algılama sistemimiz, sesin orijinal titreşimiyle birlikte, yansıyan kopyalarını öyle güzel ayırt eder ki; o ses kaynağının hangi ortamda kaydedildiğinin hayalini bile kafada canlandırabilir. Tecrübeli (iyi demiyorum bakın!) bir kulak, bir enstrümanın nasıl bir ortamda kaydedildiğini kolayca ayırt eder: Geniş bir alanmı, yoksa dar bir oda mı, duvar malzemesi sert mi, yumuşak mı vs...

İşte buna oda efekti diyoruz. Oda, kayıt sırasında kaçınılmaz bir etkendir. Kaydedilmiş sese (saf haldeki kayıda) oda efekti de zımbalanmıştır ve ayrıştırılması mümkün değildir!

Çocukken, evimizdeki müzik çaların üzerindeki mikrofona ses kayıtları yapmayı denediğimde aklıma bir anda darbukayı ters çevirip içine konuşarak kaydetmek gelivermişti. Bu, benim ilk ‘efektli kayıt’ denememdi.

Mikrofona gelen sinyalin olabildiğince orijinaline benzemesini sağlamak için oda efektini mümkün olduğunca yok etmeyi hedefleriz: Zira, sesi yansıtan elemanlar yerine (ki söz konusu oda beton duvarlıysa ses lastik gibi sekecektir) sesi emip durduran materyallerle, sesi yumuşak bariyerlere çarptıra çarptıra şiddetini eritmeyi, olabildiğince az ses dalgasının yansımasını ya da hiç yansımamasını sağlamayı tercih ederiz.

Ya da tam tersi; bir ses kaynağının daha büyük duyulmasını sağlamak, örneğin rock davullarında tercih edilen bir sound olan geniş, kocaman, dev davullar yaratmak için, ihtiyaç duyulan oda efektini verebilecek mekanlar yaratmayı hedefleriz. Bu mekanlar, sıradan mekanlar olabildiği gibi, amatör ya da profesyonelce hesaplanıp, tasarlanıp, hazırlanmış, özel kayıt odaları olabilir.

Sanatsal açıdan tatmin edici şekilde ses yansıması görevi gören malzemelerle donatılmış odalara ‘canlı oda’ denebilir. Ses yansıması hemen hemen sıfıra yakın olması gerekliliğini karşılayan odaya da ‘ölü oda’ diyebiliriz.

Ölü Oda’da kaydedilmiş enstrümandan, çok daha ‘yumruk atan’ (punchy) ve en net kayıt alınır. Canlı Oda’da ise ses uzar, enstrümanın daha yumuşak duyulmasını sağlar ve dinleyiciyi bir ortama, bir ambiyansa sokar. 

Bu yüzden kayıt aşamasında, ne tür bir odaya ihtiyaç duyduğumuza yaptığımız müzik tarzına göre karar vermeliyiz. 

Örneğin, bir metal gitar rifflerinden oluşan ‘high gain’ bir gitar tonu hedefleniyorsa, gitar kaydı aşamasında ölü oda, ya da daha blues tarzı, alışılagelmiş tonlarsa amaç, canlı bir oda tercih edilebilir. 

Disko soundu bir davul (70’lerdeki gibi) kuru bir davul soundu hedefleniyorsa ölü, metal müzikteki geniş duyulan büyük bir davul soundu hedefleniyorsa canlı oda istenir.

Uzaklık Efekti (Proximity Efekti)

En basit anlatımla, sesin ne kadar uzaktan geldiğini algılamamızı sağlayan efekttir. Bir sesin uzakta duyulmasını sağlamanın en doğal yolu ses kaynağını mikrofondan uzaklaştırmaktır, bu kadar basit.

Basit bir uygulama örneği olarak: Bir sarkıcı kaydı sırasında, önceden kaydettiği esas vokallerin arkasına eklenecek geri vokalleri, şarkıcıdan bir adım geri gitmesini sağlayarak kaydedebilirsiniz. Bu iki kaydı üst üste koyarak dinlediğinizde, sanki arka arkaya duran iki kişinin seslerini duyduğunuzu düşünebileceksiniz. Aslında o iki kişi aynı kişiler ama farklı zamanlarda farklı pozisyonlarda bulunup, mucizevi ses kayıt teknolojisi sayesinde aynı zaman dilimine yerleştirilmişlerdir. Beynimiz ise, bünyesinde barındırdığı mükemmel çalışan uzaklık algılama teknolojisi sayesinde iki sesin farklı yerlerden geldiğini tespit edebilecek çözümlemeyi kolayca yapabilmektedir.

Size burada, frekansları, aralıklarını vs anlatmak istemiyorum, zaten ben de çok bilmiyor ve takmıyorum açıkçası. Çünkü en çok güvendiğim, zaman zaman yanılsa da ne olursa olsun beni yarı yolda bırakmayan, en önemli duyu organıma, kulaklarıma güveniyorum. Sizde güvenin. Farklı kişilerin yorumlarına bakmayın. Referansınız kulaklarınız olsun. En güzel referans, her zaman müzik dinlediğiniz ses sitemi (ne kadar ucuz ya da pahalı olursa olsun) ve kulaklarınızdır. Duyduğunuzu yorumlamanıza etkisi olabilecek diğer tüm faktörleri görmezden gelin. (Mute edin :) )

Çoklu Noktadan Ses Kaydetme Efekti (Birden fazla mikrofonla şov yapmak!)

Ya hiç aklınıza geldi mi? Ses kaynağınız bir tane olabilir ama imkanınız varsa birden fazla sayıda mikrofonlarla kayıt yapabilirsiniz. Bunu yapmamızın en basit nedeni iki kulağımızın bulunması. Aynı marka/model iki mikrofon (eşlenik) edinip, insan kulağının açıklığı kadar genişlikte sabitleyip, sonra bu kayıtları ‘stereo’ efekti yapacak şekilde harmanlamak (mikslemek) mümkün.

Bunu başardığınızda, yukarıda bahsettiğim diğer efektleri de işin içine katarak, dinleyiciyi mükemmel ambiansa sokmak eğlenceli olmaz mıydı?

Örneğin, çok geniş bir mekanda, uzakta duran bir davulu, iki mikrofonla, stereo algılanacak şekilde kaydedip, miksleyip sunduğunuzda, dinleyici gözlerini kapattığında kendisini o ortamda olduğunu kolayca hissedebilir ve çalan enstrümanın ne kadar uzakta olduğunu, bulunduğu pozisyona göre sağ tarafta mı, sol tarafta mı yer aldığını rahatça tespit edebilir.

Adeta 3D bir animasyon gibi, üç boyutlu ses tasarımı gerçekleştirdiniz, tebrikler!

Elinizde birden fazla mikrofon varsa, denemek, çıldırmak için değişik yollar denemek elinizde.

Çok daha derine dalalım: Profesyonel kayıt uzmanları, ‘iki mikrofonun faz farkını kullanarak hedefledikleri sound’a ulaşmak’ şeklinde açıklanabilecek bir yöntem kullanabiliyorlar. Faz Farkı meselesi, basitçe, sesin mikrofonlara ulaşması için katettiği mesafelerin farklı olmasından kaynaklanan durum olarak izah edilebilir. Çok kabaca rakamlarla, aynı sesin, bir mikrofona 1 saniyede ulaşırken diğerinin 1,5 saniyede ulaştığını varsayalım. Çok abarttım tabi; gerçekte bu fark, insan kulağının asla ayırt edemeyeceği bir farktır. Her neyse, bu iki kayıtta iki ses arasında yarım saniye fark var. Sonuç, eko gibi duyulması şeklinde olacaktır. (SES ÖRNEĞİ) Ancak bu iki ses dalgaları arasındaki zaman farkını azalttığınızda, birbirinin tam üstüne oturacağı mesafeye çok yaklaştığı ancak oturmadığı noktalarda, iki sesin birbirine etkisinden dolayı ortaya bir faz farkı efekti çıkacaktır. (SES ÖRNEĞİ) Bu yaklaştırma işlemi, iki mikrofonun kaynağa olan mesafeleriyle, ileri geri oynayarak yapılabilir. Tamamen fiziksel / mekanik bir ayardır. Belli ayarlarda, tiz frekansların çok daha parlak geldiğine, bas frekansların, uğultuların büyük oranda yok olduğuna tanık olabilirsiniz. Bu şekilde çok daha canlı, parlak kayıtlar yapmak mümkün. İşte buna miksi kayıtta bitirmek diyoruz! Kafalar yandıysa bu faz farklı kayıt olayını şimdilik göz ardı edin ama boş vakitlerinizde düşünün. Başka bir yerde bununla ilgili detaylı anlatımlarım olacak.

Mikrofon Efekti

Geldik yine zurnanın zırt dediği yere: Her mikrofon bir filtredir. Hepsi sesi farklı süzer. Aynı marka, aynı model iki mikrofon bile karşılaştırıldığında sesleri bambaşka süzer. Olay tamamen rastlantısaldır diyebiliriz. Çok ucuz bir mikrofonla bir anda harikalar yaratabilirsiniz. Kabul etmek gerekir ki, pahalı mikrofonlarla da şansınızı yükseltebildiğiniz gibi, ‘güvenli’ ayarlarla günü çok rahat kurtarabilirsiniz.

Her mikrofonun rengi ve sertliği vardır. Bu faktörler de sese doğrudan etkileyen ‘mikrofon efekti’ni ortaya çıkartır. Kaçış yok! Referanslarınız kulaklarınız, sanatsal hedefiniz kafanızda, mikrofonlar ortada. İmkanınız varsa alın deneyin, o kadar çok seçenek var ki. Her mikrofon ayrı bir macera.

Ama, uygulamada neredeyse sabitlenmiş belli başlı mikrofonlar mevcut. Örneğin gitar amfisi kaydederken, kabinin önüne koyulacak en vazgeçilmez mikrofon Shure SM-57! Kimse demiyor ki en güzel seçenek bu ve hatta bence bir çok dezavantajı olan bir mikrofon. Ama, çok kullanıldığı ve dolayısıyla dinleyici kulaklarında bilinçli ya da bilinçsiz, bir şekilde yer ettiği için, vazgeçilmezler arasındadır. (Tıpkı Yamaha NS-10M referans ses monitörleri gibi.)

Mikrofon tiplerini falan anlatmayacağım, onlar farklı yerlerde anlatılır. Ancak şunu bilin ki, her ne olursa olsun, mikrofon seçiminde tamamen serbestsiniz. Nereden ne çıkacağı belli olmaz, kendinizi hiçbir zaman kısıtlamayın.

Pre Amfi Efekti

Mikrofonlar ve gitar manyetikleri, çok küçük bir akım üretirler. Bu yüzdendir ki bu sinyallerin kaliteli kablolarla, kayıpsız taşınması hedeflenmektedir.

Pre-Amfi dediğimiz devreler ki bu devreler her zaman analog’tur; bu ufak sinyali yükseltme görevi görürler. Karşınıza sıkça çıkacak ‘Gain’ adı verilen ayarın bulunduğu her durumda orada bir preamfinin olduğundan söz edebiliriz. Bu bir mikser, gitar amfisi ya da ses kartı olabilir.

Bir gitarı, gitar amfisine bağladığınızda eliniz ilk olarak master’a, sonra da gain’e gitmelidir.

Tavsiyem; gitarı bağlamadan önce amfide yer alan tüm ayarları saat 12’yi gösterecek şekilde ayarlayıp, master ve gain ayarlarını tamamen sıfırlamak. Sonra gitarı bağlayıp, masterı ufakça oynayıp ardından gain’i açarsınız. Gain, amfinin içine sürecek kadar gerekli miktarda gitar sinyalini büyütmek görevini görecektir. Gitar sinyalinin ilk karşılaştığı efekttir bu!

Aynı durum mikrofon için de geçerli. Bu yüzden, gitar preamp, microphone preamp, line preamp diye farklı pre-amfi modelleri mevcuttur. Hi-Fi sistemlerde de karşınıza çıkabilecek pikap preamp’i gibi cihazlar da benzer görevi üstlenmiştir.

Pre-Amfinin sese katkısı, yani sese bir ‘karakter’ ekleyerek efekt görevi görmesi durumu gain (kazanç) açıldıkça ortaya çıkabilir. Bu katkı, gain ziyadesiyle açıldığında, belli bir aşamadan sonra sesin netliğini yitirecek şekilde bozulması sonucunu da ortaya çıkaracaktır. Bozulma kelimesini kötü anlamda algılamayın, ‘distortion’ efekti diyebileceğimiz, sesin çatlamasıyla ortaya çıkabilecek, parlaklaşma, güçlenme, netleşme vs şeklinde açıklanabilir bir durum ortaya çıkabilmektedir.

Sonuçta, sesin yükseltilme işleminde, yine, kulaklarınız en önemli referansınızdır. Pre-amfi, bir efekt cihazı olarak hizmetinizdedir. Yine sonsuz deney yapma şansınız var.

Yine bir çıldırma örneği olarak, mikrofon preamfisi olarak bir gitar preamfisi kullanma deneyimi yaşadığımı belirtmek isterim. Sonuç, çok proje odaklıydı ama işe yaradı. Genel kullanımda tavsiye edilebilir bir sonuç almadığımı da belirtmek isterim.

Hadi Kayıt!

Gördüğünüz gibi ses, henüz kaydedilmemişken, ne kadar çok efekte maruz kaldı! Bu bize gösteriyor ki ‘iyi miks kayıtta biter’ sözü ne kadar haklı!

Bir dönem karşılaştığım müzisyen tayfasında hep bir teknoloji kaynaklı çalışma talebi mevcuttu. Yani sesi olabildiğince efektsiz, transparan bir şekilde kaydedip, sonradan üzerine efektler ilave ederek çalışma yöntemi. Bu elbette tamamen görmezden gelinecek bir yöntem değil ancak zenginlik yaratmak açısından, zaman zaman yukarıda bahsettiğim, doğal efektleri kullanmak da miksiniz için çok faydalı olacaktır.

Örneğin, miks konusunda yetkin olmamanız durumunda yapabileceğiniz en basit şey, mikrofonun yerini değiştirerek, farklı pozisyonlarda kayıtlar alarak bunları karşılaştırıp en güzelini seçip, ve hatta o mikrofon pozisyonuna sadık kalıp, bu defa ses kaynağının yerini değiştirerek en ideal noktayı tespit edip kayıt yapmak. Bir çok amatör gitar kaydı, biraz sabır ve dikkat ile bu yöntem uygulanarak milyonlarca kez daha kaliteli duyulabilir hale gelebilirdi. Elinizdeki mikrofon bir cep telefonu mikrofonu olsa dahi bile...

Kayıt düğmesine bastığınızda, kurulmuş ortamdaki -yukarıda bahsettiğim- efektlerle birlikte her şey birbirine zımbalanmış halde cihazınıza kaydolacaktır. Bu noktadan sonra yapacağınız her müdahale, ‘miks’ aşamasına dahil kabul edilen bir uygulamalardır ki hepsi yaptığınız kaydı doğallıktan adım adım uzaklaştıracaktır.

Kanal Kayıt

Müzik prodüksiyonu, genelde birden çok ses kaynağının üst üste duyulması neticesinde gerçekleşir. Bu koşullarda, üst üste kayıt yapabilen bir enstrümana ihtiyaç duyulmaktadır.

Günümüz teknolojisinde artık tamamen bilgisayarlarla gerçekleştirilen bu kayıt işlemi, zamanında ‘multi track recorder’ (çoklu kanal kayıt cihazı) adı verilen pahalı ve devasa aletlerle yapılırdı.

Genelde sadece kayıt amacıyla kullanılan bu aletler, bilgisayarda sanal olarak tekrar yaratılınca, bunlara işlevsel olarak çok farklı özellikler de eklendi. En basiti, bilgisayarın özü ‘Kopyala Yapıştır’ işlemi oldukça kolaylaştı. Daha önceki teknolojilerde oldukça zor ve hatta tarihin derinliklerine dalındığında karşılaşılan teknolojilerde resmen imkansız olan bu işlev, bilgisayar dünyasında o kadar kolay çalıştı ki, müzik dünyasını ve müzik zevklerini kökünden etkliyecek sonuçlar ortaya çıkardı diyebiliriz.

Kopyala-Yapıştır kadar önemli bir başka özellik de, kayıtların, zaman çizelgesi üzerinde kaydırılarak düzenlenebilmesi! Yani, çekerek ya da koşarak çalan bir müzisyeni kaydettikten sonra, ritme tam oturmasını sağlamak neredeyse bilgisayarda kayıt sistemlerin ortaya çıktığı tarih kadar eski! Yine uzun yıllardır da, detone icra edilmiş bir vokal performansındaki hataları düzeltmek de adeta çocuk oyuncağı haline geldi.

Her neyse; demek istediğim, bilgisayar ortamında kayıt olayı o kadar aldı yürüdü ki, diğer -bilgisayar dışındaki- seçenekleri anlatmayı pek gerekli görmüyorum. Zaten bunlar detaylı bir şekilde başka bir yerde mutlaka anlatılır.

Bilgisayarda kanal kayıt yapmak ve yukarıda bahsettiğim o fantastik özellikleri kullanabilmek amaçlı edinilecek programların geneline verilen ad ‘DAW, Digital Audio Workstation’, yani Sayısal Ses İşleme İstasyonu…

Bu yazılımlarla, sesleri kaydeder, üst üste duyulacak şekilde harmanlar, filtrelerden, süzgeçlerden geçirir, allar pullar, paketler, dinleyiciye sunarsınız.

Bu işlere dalacaksanız mutlaka bir DAW edinip onu kullanmayı çok iyi öğrenin. Çünkü yapacağınız iş sanat; ilham ne zaman gelir, ne ara kaçar bilemezsiniz. DAW’unuzu gözünüz kapalı kullanabilir hale geldiyseniz, sanat için bol bol vakit ayırabilirsiniz demektir. Öbür türlü programla debelenip durmaktan dolayı sanatı ihmal edersiniz.

Bir çok profesyonel ses mühendisi, kayıt, miks ve mastering amacıyla kullandığı programları, bu programların içindeki eklentileri (plug-in’ler), çevresel donanımları (preamfiler, efekt cihazlar vs…) gözü kapalı kullanabilir düzeydedirler. Bilgisayar ortamında çalışırken fareden çok, bilgisayar klavyesindeki tuşlara atanmış kısayolları kullanırlar. Kendinizi bu konuda, adeta bir enstrüman çalarmışçasına geliştirmelisiniz!

Aynı zamanda, programları öğrendiğiniz gibi, kullandığımız bilgisayarın işletim sistemine ve bu sistemin çevresel donanımlarınıza uyumunu en iyi şekilde sağlayacak bilgiye sahip olmalısınız. Standart bir ses mühendisinin bilgisayar bilgisi, en azından multi-media sistemleri üzerindeki tecrübesi standart bir bilgisayar mühendisinden çok daha fazla olmalıdır. Yıllara varan tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki iyi bir ses mühendisinin, bilgisayar donanım, yazılım ve ayarlarıyla ilgili anlatacaklarını herhangi bir bilgisayar mühendisi ağzı açık bir şekilde takip edecektir!

MIDI (Adeta bir Fenomen!)

MIDI, sizi mutsuz eden, size, mide bulandıran bir meseleymiş gibi gözüküyorsa teklifim; bu güne kadar anlatılanları unutun. Çünkü bu yazının sonunda olayı tatlıya bağlamış olacağız!

Tahminim o ki, okuduğunuz yazılarda, daha ilk satırda Musicial Instruments Digital Interface diyerek MIDI’nin açılımını tarif ederken, bir çoğunuza hafakanlar basıyordur. Ama durun, ben sıkıcı olmamaya çalışıyorum.

Açılımı bir kenara bırakın; MIDI basitçe, müzik enstrümanları arasındaki internet’tir. Bir enstrümanın öbür enstrümana, ‘kardeşim şu notayı çalıver bi zahmet’ demesini sağlayan köprüdür! Ya da ayağınızın altındaki düğmeye bastığınızda, o cihazın kabloyla bağlı olduğu diğer efekt aletine, ‘hadi şu efekti aç be bilader’ demesini sağlayan…

Tabi, bu haberleşme için belli standartlar vardır. Örneğin ‘kardeş, 60 numaralı sesi bi çalıver be’ mesajı geldiğinde, söz konusu 60 numaralı ses, C3, yani üçüncü oktavdaki Do notasını ifade ediyordur. (Tahmin edersiniz ki 72 numaralı da C4 ya da 62 numaralı nota D3…)

Resim

Bu standart öylesine oturmuştur ki, gelişen bilgisayar teknolojisinin sonucu olarak, artık cihazlar arasında haberleşmesek bile, DAW yazılımınızın içindeki software synthesizer’lara hükmedebilmek için halen aynı haberleşme standartları kullanılmaktadır. İşte bu yüzden MIDI bilmeye ihtiyacınız var!

MIDI sadece ses üreten ya da efektlendiren yazılımlara değil, tüm sisteme hükmetmeniz için gerekli!

Fantastik bir örnek: Yaptığınız bir davul kaydında, Kick kanalını, hep aynı şiddette compress etmek istiyorsunuz diyelim. Kick kanalının vuruşlarını MIDI notalarına dönüştürün ve her birinin velosity’sini (gücünü) eşit yapın (Fixed Velosity). Ve buna bir kick sesi atayıp (ya da farklı bir dinamikte bir ses…) gerçek kick kanalının compressor’üne side-chain aracılığıyla tetiklettirin. Hatta bir adım ileri gidip, compressor’un attack’ını olabildiğince düşürün ve MIDI kick’in atak değerlerile oynayın. Oh, noldu? Kick vuruşları yüzünüze sağlı sollu tokatlar atmaya mı başladı, teşekkür edin, bana değil MIDI’ye :)

Kullandığınız yazılımda (örneğin DAW) yaptığınız tüm hareketler birer MIDI aksiyonunu temsil eder. Bir çok profesyonel ses mühendisi, DAW yazılımındaki sanal fader’ları (örneğin sesi açıp kısmaya yarayan…) gerçek bir kontrol cihazı üzerinden yönetmeyi tercih ederler. Bu onlara ‘analog’ hissi verir ve mouse ile debelenmek yerine, kanlı canlı bir arabirimde çalışmayı uygun görürler.

Resim
İşte bu kadar karmaşık ve profesyonel görünen bu cihaz bile bildiğimiz MIDI standartlarının geliştirilmiş halini kullanarak haberleşme sağlamaktadır.

Hatta bu cihazların çoğu ‘motorized fader’ denilen, motor kontrollü, kendi kendine hareket eden ayar çubukları içermektedir. Yani haberleşme iki taraflıdır; kontrol cihazının üzerinden ayarı değiştirildiğinde eş zamanlı olarak yazılımdaki mikserde aynı ayarın değiştiğini görebileceğiniz gibi, motorlu ayar çubukları sayesinde, bilgisayardan da aynı ayar değiştirildiğinde kontrol cihazının üzerindeki ayar da hareket edecektir. İşte bunlar hep MIDI..
En son Sinan Güngörer tarafından 02 Ağu 2017, 14:10 tarihinde düzenlendi, toplamda 2 kere düzenlendi.
 
Kullanıcı avatarı
Blindeath
Kayıtlı Kullanıcı
Mesajlar: 366
Kayıt: 09 Ara 2016, 01:07
Konum: İzmir
İletişim:

Re: Kayıt Sistemi (Genel)

30 Tem 2017, 19:17

Mükemmel bir yazı olmuş, Eline-klavyene-parmaklarına sağlık abi. Yazında belirttiğin analogtan dijitale geçiş hikayesini çok güzel anlatan Dave Grohl'un Sound City belgeselinde çok güzel anlatılıyor.

Müzik piyasanına yön veren alet edevatların gelişmesi ve zamana ayak uyduramayan bir stüdyonun bu olaylardan etkilenişi... Stüdyodan o kadar fazla dinlemekten zevk aldığımız albüm ve sanatçı çıkmış ki...

Şuraya tanıtım babında bir videoda atayım :)
 
Kullanıcı avatarı
dingdongdaddy
Site Admin
Mesajlar: 480
Kayıt: 08 Ara 2016, 23:50
Konum: Ankara

Re: Kayıt Sistemi (Genel)

31 Tem 2017, 00:14

Efsane yazı. Son eklemeler ve medyalarla birlikte iyice nefis olmuş. Ne kadar teşekkür etsek az. Ellerine sağlık.
 
Kullanıcı avatarı
ozbeksel
Kayıtlı Kullanıcı
Mesajlar: 46
Kayıt: 18 Ara 2016, 23:00
Konum: Ankara

Re: Kayıt Sistemi (Genel)

02 Ağu 2017, 09:15

Muhteşem olmuş. Her türlü detay mevcut. Ellerine sağlık.
nada; pues nada
 
Kullanıcı avatarı
dingdongdaddy
Site Admin
Mesajlar: 480
Kayıt: 08 Ara 2016, 23:50
Konum: Ankara

Re: Kayıt Sistemi (Genel)

02 Ağu 2017, 13:23

Devamında kayıt esnasında tonlama ve mastering beklentisi içine girdim aslında. Masteringde rahat işleyebileceğiniz bir kaydı almak için nelere dikkat etmeli ve hangi ayarlarla kaydetmeliyiz? Kayıt sonrası mastering aşamasında yaygın kullanılan araçlar nelerdir ve nasıl ayarlanmalıdırlar?

Üşenmez, vaktin de olursa ;)
 
Kullanıcı avatarı
Sinan Güngörer
Yeni Kullanıcı
Başlık Yazar
Mesajlar: 5
Kayıt: 23 Oca 2017, 10:55

Re: Kayıt Sistemi (Genel)

25 Ağu 2017, 08:50

@dingdongdaddy mastering konusuna da yazacağım ama bunlar hep "I do it my way" tarzında. Fikir versin diye...
 
Kullanıcı avatarı
dingdongdaddy
Site Admin
Mesajlar: 480
Kayıt: 08 Ara 2016, 23:50
Konum: Ankara

Re: Kayıt Sistemi (Genel)

25 Ağu 2017, 10:28

Elbette your way abi, şahsen benim için gayet iyi böylesi. İşi iyi bilen birinden öğrenmiş oluyoruz. Asırlardır usta-çırak ilişkisi olan tüm meslekler de böyle ilerlemiş, sorun yok.
 
Kullanıcı avatarı
hackeiommi
Kayıtlı Kullanıcı
Mesajlar: 133
Kayıt: 19 Ara 2016, 17:15

Re: Kayıt Sistemi (Genel)

25 Ağu 2017, 14:02

@dingdongdaddy mastering konusuna da yazacağım ama bunlar hep "I do it my way" tarzında. Fikir versin diye...
As you wish Dr. House :)